Enflasyon Nasıl Tek Haneye İner?
nflasyon, Latince bir kelime
olup şişkinlik ya da genişleme anlamına gelmektedir. Enflasyon, fiyatlar genel
düzeyindeki sürekli artıştır. Tabii olarak fiyatların sürekli yükselmesi sonucu
tüketicilerin alım gücü de azalacaktır.
“Diğer
yandan enflasyonun kaynağı nedir?” diye sorulduğunda iktisat literatürü talep
ve maliyet enflasyonunu cevap olarak göstermiştir.
Talep
enflasyonu, cari fiyatlar genel düzeyinde üretilen mal ve hizmetlerin
toplamının toplam talebi karşılayamaması durumunda, fiyatların yükselmesidir.
Maliyet
enflasyonu ise enflasyonun arz yönünden kaynaklanan türüdür. Bir ekonomide,
üretim faktörleri piyasasında rekabetin bozulması sonucu girdi fiyatlarının
yükselmesinin, maliyetlerin artması sonucunda toplam arzın azalmasının neden
olduğu enflasyon türüdür.
Makro
ekonomik açıdan enflasyona ilişkin birkaç değerlendirmede bulunacak olursak,
enflasyon oranı 2017 yılında %11,92 oranında gerçekleşmiştir. TL’nin döviz kuru
karşısındaki değer kaybı ve başta petrol olmak üzere ithalat fiyatlarındaki
artışlar nedeniyle enflasyonda artış kaydedilmiş, toplam talep koşulları da
enflasyondaki yukarı yönlü baskıyı desteklemiştir. Enflasyondaki
artış büyük ölçüde gıda fiyatlarındaki yükselişten kaynaklanmıştır. TÜFE’de
2017 yılı gıda ve alkolsüz içecekler oranında bir önceki yıla göre %13,79 artış
kaydedildi. Gıda enflasyonuna ilişkin bu artışın sebebi; süt ürünleri kaynaklı
işlenmiş gıda fiyatlarından kaynaklanmıştır. TÜFE’de enerji fiyatları da yükseliş
eğilimini sürdürmüştür.
Yüksek
enflasyonun analizi yapıldığında döviz kurlarındaki oynaklık ve artış başta
gelmektedir. Türkiye’nin ithalata bağımlılığı her kur sıçramasında Türkiye
ekonomisine önce maliyet sonra da firmaların bu maliyeti yansıtması ile
tüketici enflasyonu olarak geri dönüyor. Diğer yandan enerji (petrol)
maliyetleri eklendiğinde maliyet enflasyonu üzerinde baskı yaratıyor. Bu
durumda enflasyon kurla birlikte büyümeye öncelik vermenin maliyeti olarak
karşımıza çıkıyor.
Enflasyonla
mücadele de en etkin oyuncu hatta piyasadaki en büyük oyuncu merkez bankasıdır.
Temel amacı fiyat istikrarı olan merkez bankasının enflasyonla mücadelede en
etkin politika aracı ise para politikasıdır. Diğer yandan maliye politikası ve
büyüme politikasının da bunu destekleyici nitelikte olması gerekir. 2017
yılında yüksek teşvikler sayesinde %11,1 oranında büyüme sağlandı. Buna mukabil
enflasyon oranı da yukarıda bahsettiğim gibi %11,92 oranında gerçekleşti.
Merkez bankası bu durumda sıkı para politikası izlemedi.
2018
yılında ise %4-%4,5 oranında bir büyüme bekleniyor. Bu da demek oluyor ki
enflasyonla mücadelede merkez bankası sıkı para politikası duruşu
sergileyecektir. O halde talep yönlü baskılarda azalacaktır. Sorun şu ki;
büyümeye öncelik verildiğinde yüksek enflasyonla karşılaşıyor. Enflasyonla
mücadele edildiğinde ise büyümeden bir miktar vazgeçiliyor. Asıl olan enflasyon
yaratmadan kapsayıcı bir büyümenin sürdürülmesidir. O halde enflasyon
yaratmadan yüksek bir büyüme elde edilebilir mi? Eğer kredi genişlemesi
tüketici, bireysel ya da konut tarafında olursa bu mümkün gözükmüyor. Ancak
kredi genişlemesi reel sektöre özellikle ihracat ve döviz kazandırıcı
sektörlere yönlendirilirse enflasyon yaratmadan bir büyüme söz konusu olabilir.
Sonuç
olarak enflasyonla mücadelede ithalata bağımlılığın azaltılması, yurtdışı
borçlanmaları yerine yurtiçi tasarrufları arttırmak ve kredi faiz oranlarının
düşürülmesi büyük önem taşıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder