Küresel Ekonominin Yeni Anormali
Küresel kriz öncesi
dönemde uygulanan iktisat politikaları sonucu hem gelişmekte olan hem de
gelişmiş ülke ekonomilerinde düşük enflasyona karşılık yüksek büyüme oranları
sağlanabilinmiştir. Fakat 2008 krizinin ardından ise gelişmiş ülkelerde
deflasyon, (uzun süreli bir durgunluğun) gelişmekte olan ülkelerde ise büyüme
oranlarında düşüşün yanında yüksek enflasyon oranları kendini göstermiştir.
Zira krizlerin artık geniş çevrelerce uzun süreli durgunluk şeklinde ortaya
çıkacağı söylenegeliyor.
Aslında Allianz’ın ekonomi baş danışmanı
El-Arian 2010 yılında küresel ekonominin içine girdiği duruma ilişkin
değerlendirmede bulunarak yeni bir söylemde bulunmuştu. Şöyle ki küresel
ekonominin düşük faiz, düşük büyüme ve düşük istihdam koşullarını yeni normal
kavramı ile değerlendirmişti. ABD merkez Bankası Fed’in uyguladığı düşük faiz
politikasına dair artırımın ne zaman ve hangi sıklıkla olacağı ve küresel
ekonomiye dair etkileri özellikle gelişmekte olan ülkeler için merak konusu
teşkil etmekteydi. Mayıs 2013’te eski Fed Başkanı Bern Bernanke’nin yeşil ışık
yakmasından sonra Aralık 2015’te Fed Başkanı J. Yallen’in faiz artırımı ile
normalleşme sürecine adım atılmış oldu. Fakat 2016 yılının başında finans
piyasalarının ve hisse senedi fiyatlarının sert şekilde düştüğü bir konjonktüre
girildiği gözlemlendi ve mevcut durumu N. Roubini Yeni Anormal olarak
değerlendirdi. Yeni Anormal kavramı, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan
ülkelerin yüksek borçluluk düzeyleri ve düşük yatırımlarına bağlı olarak büyüme
oranlarındaki düşüşü anlatıyor. Konuya dair önemli bir sorunda gerekli büyüme
oranlarına ulaşılmasının gecikmesi üzerine para politikası araçları giderek
karmaşık bir hal alıyor. Zira para politikası sorunları çözmede yetersiz
kalmakta ve maliye politikaları arasında ayrışmanın varlığı söz konusu
olmaktadır. Çözüm olarak da yapısal reformlar ve maliye politikasının para
politikasını destekler nitelikte uygulanması gerekir.
Gelişmiş Ülkelerin Para Politikalarında Ayrışma ve Kur Savaşları
FED
uzun vadede enflasyon hedefi olarak belirlediği %2 hedefine ulaşacağı
beklentisi üzerine Aralık 2015’te faizi 0,25-0,50 aralığına yükseltti.
Sonrasında FED üyelerinin 2016 sonu faiz tahminlerinin açıklanmasıyla birlikte
küresel piyasalarda 4 kez daha faiz artırımı beklentisi üzerine dolar değer
kazanmaya başladı. Doların değer kazanması ihracatın azalarak ithalatın artması
ve cari açığın yükselmesi anlamına gelmektedir ki ABD’nin uyguladığı düşük faiz
ve tahvil alım programı, enflasyonun yükselmemesiyle birlikte iç talebi
canlandırarak hem bütçe açığı hem de cari açığı küçültmüştü. Dolayısıyla kur
riski ABD’nin uyguladığı iktisat politikalarının amaçlarına balta vurmakta
denilebilir. Öte yandan ABD’ye mal ihraç eden Çin’in parasını devalüe ederek
ihracatını artırmayı amaçlaması ve Japonya’nın 2015’in son çeyreğinde büyüme
oranları ve düşük enflasyona bağlı olarak Ocak 2016’da negatif faiz politikası
uygulaması yanında Avrupa Merkez Bankası(ECB) parasal genişleme programını Mart
2017’ye kadar uzatarak Aralık ayında faizleri %-0.1’den %-0,3’e düşürerek
negatif faiz uygulamasına devam etti.
Avrupa merkez bankası uygulanan negatif faiz ile birlikte 2016 yılı ilk
çeyreğinde %0.6 büyüdü. Bir önceki döneme göre büyüme performansı açısından
%1.16 düzeyinde artış sağlandı. Bütün bunlara karşılık doların değer kazanması
üzerine FED’in 2016 yılında küresel risklere bağlı olarak faiz artırmayacağı
beklentisinin yayılması ile birlikte dolar değer kaybetmeye başladı.
Dolayısıyla Avrupa merkez Bankası ve Japonya’nın negatif faiz uygulaması ve Çin’in
parasını devalüe ederek girdiği kur savaşlarına ABD’de beklentileri ekleyerek
girmiş oluyor. Ancak kur savaşlarının olduğu bir küresel ortamda uluslar arası
ticaret zarar görmekte ve bu zararın birbirleriyle ticaret yapan ülkelere
yansımasının nasıl olacağı ortada.
Yorumlar
Yorum Gönder