Ana içeriğe atla

Ekonomiye Dair Meselenin ASLI

     SANAYİDE AR-GE PROBLEMİ
     19. yy’ın ilk yarısında gelişmiş olan ülkeler İngiltere, Fransa, Hollanda ve Belçika olarak sıralanırken, aynı yüzyılın ikinci yarısında ABD, Japonya, Almanya ve Rusya gelişmiş ülkeler arasında yerini almıştır. Bu ülkelerin arasına 20.yy’ın ikinci yarısında İsveç, İtalya ve Kanada da katılmıştır. Gelişmiş ülkelerin ekonomik gelişimleri incelendiğinde sanayi faaliyetlerine tahsis edilen kaynak miktarıyla ekonomik büyüme arasında yakın bir ilişkinin kurulduğu görülmektedir. Çok yoksul ülkeler de sanayi faaliyetlerine rastlanmazken orta ve yüksek gelirli ülkelerde kaynakların %20-40 kadarlık kısmı sanayi faaliyetlerine ayrılmıştır.
       Gelişmiş ülkelerde tarımda kullanılan kaynaklar sanayiye kaydırıldıkça bu ülkelerin ekonomik büyümelerinin de o denli hızlı arttığı dikkat çekmektedir. Yani GSYİH içinde sanayinin payı ne kadar hızlı artıyorsa GSYİH’ nin büyümesi de o kadar hızlı artmaktadır. iktisadi büyüme teorisyenleri için sanayileşmek bir ülkenin kalkınması için olmazsa olmaz koşuldur. Diğer sektörler sanayi sektörünün gelişmelerine bağlı olarak devamlılıklarını sağlamaktadır. Söz konusu ülkelerin sanayide bu denli sıçrayış yapmasının altında yatan sebep yapmış oldukları AR-GE çalışmalarıyla birlikte yüksek teknolojili ürünler üretmeleridir.
Tablo1.1 Toplam AR-GE harcamalarının GSYİH’ ya Oranı (% 2011)
  
     Araştırma ve geliştirmeye ayrılan finansal kaynaklar da, Ar-Ge çalışmalarının etkinliği ve sürdürebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle bir ülkenin Ar-Ge ve inovasyondaki performasını ölçmek amaçlı kullanılan girdi kriterlerinin başında, Ar-Ge için yapılan harcamaların milli gelire oranı gelmektedir.Buna ilişkin olarak Tablo1.1 incelendiğinde ilk yirmi ülke içerisinde Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ ya oranına bakıldığında Güney Kore ve İsrail’in yüzde 4’ün üzerindeki paylarla başı çektiği görülmektedir. Bu iki ülkeyi, Finlandiya, İsveç, Japonya ve Danimarka yüzde 3 bandındaki Ar-Ge bütçe oranlarıyla izlemektedir. Söz konusu dönemde OECD genelinde bu oran yüzde 2,4 iken, AB-28’de ise yüzde 2 olarak gerçekleşmiştir. 
Ar-Ge çalışmalarında en önemli stratejik nokta yetişmiş nitelikli insan gücüdür. OECD normlarında Ar-Ge çalışmalarının doktora derecesine sahip elemanlarla yapılıp, yönetilip ölçüldüğü gözlenmektedir. Aşağıdaki Tablo1.2’de çalışma çağındaki nüfus içinde doktora derecesi olanların payı gözlenmektedir.
Tablo1.2 Çalışma Çağındaki nüfus içinde doktora derecesi olanların payı (% 2009)
       Nitekim doktoralı çalışanlar, araştırma yapmak amacıyla özel olarak eğitilmenin yanı sıra bilimsel bilgi yaratmak için yetişmiş nitelikli insan gücü olarak nitelendirilmektedir. Tablo1.2 incelendiğinde 25-64 yaş arasındaki çalışabilir yaştaki nüfus içerisinde doktora sahibi kişilerin bindelik oranında ülkeler arasında ciddi farklar bulunduğu görülmektedir. Lüksemburg ve İsviçre çalışma çağındaki nüfusta sırasıyla binde 28,2 ve binde 25’lik oranlarla doktora dereceli bireye sahip oldukları görülmektedir. Almanya, ABD ve İngiltere de, binde 10’un üzerindeki dilimlerle bu bağlamda önde gelen ülkeler arasındadır.
       Diğer yandan araştırma ve geliştirme süreçlerinde ortaya çıkan buluntunun katma değer yaratacak mallara dönüşmesi de oldukça önem arz etmektedir. Dolayısıyla her seferinde ürün odaklı bir şekilde nihai ürün üretme amacı taşınması gerekmektedir.
       Katma Değerin Önemi
       Katma değer denilince girdi ve çıktı arasındaki fark kastedilmektedir. Yani bir ürünün üretilmesi için harcanan paradan o ürün satıldığında elde edilen para ne kadar fazla ise o ürün o kadar katma değerlidir. Fakat söz konusu meseleye sadece para odaklı bakmamak gerekir. Çünkü katma değerli üretimin sağladığı getiri paradan çok daha fazladır. Yüksek katma değer yüksek teknolojiden geçer. İleri teknoloji ise Ar-Ge çalışmaları sonucu elde edilir.
      Katma değerli üretim yolunda bir diğer önemli konu da marka değeri yaratmaktır. Marka değeri yaratmak dünyada karını maksimize etmekten daha önemli hale gelip bu durum işletme bilimini de ayrı bir yere götürmüştür. Günümüz dünyasında işletmeler karını maksimize etmekten çok marka değerini maksimize etmeye çalışmaktadır. Firmalar marka değeri yaratarak ürünlerine olan talep olağanüstü düzeye geldiğinde yüksek fiyattan satabilme imkanı bulmaktadır. Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin gelişmesi, daha katma değerli mallar, daha yüksek ciro üreten markalar ve nitelikli yetişmiş insan kaynağına bağlıdır.
Türkiye’de Ar-Ge Faaliyetleri
           Türkiye’de araştırma ve geliştirmeye ayrılan maddi kaynaklar son 10 yılda kalkınmayla birlikte önemli ölçüde artırılmış ve teknoloji çalışmaları da hız kazanmıştır. Ar-Ge çalışmalarındaki bu gelişmede kamuda mali disiplinin sağlanmış olması oldukça etkili rol oynamıştır.
Tablo1.3. Türkiye’de Toplam AR-GE Harcamalarının Gelişimi(2011-2012)


      Yukarıdaki Tablo1.3’e bakacak olursak Türkiye’de Ar-Ge çalışmalarına yapılan harcamalar 2000’li yılların başında mutlak olarak artış göstermekle birlikte, GSYİH’ deki artış hızına yetişememiş ve milli gelir içerisindeki payı bu dönemde %0.5 dolaylarında durağan bir hal almıştır. Dikkat edilecek olduğunda Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ ya oranında artışın 2005 yılından sonra yukarı yönlü bir şekilde seyri görülmektedir. Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ ye oranı 2005 yılında %0.59 oranında gerçekleşirken, sonrasında kademeli olarak artarak 2012 yılında %0.92 oranında seyretmiştir. Bu bağlamda 2001 yılında Ar-Ge harcamaları 1.3 milyar TL seviyesinde iken 2012 itibariyle 13.1 milyar seviyesine ulaşmıştır.
    Buna mukabil bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin farklı, kaliteli ve rekabetçi ürünler ile sürdürülebilir katma değer yaratarak küresel pazarda daha etkin oyuncu konumuna gelmesi oldukça elzemdir. Çünkü katma değer yaratarak ihracat ve ithalat arasındaki açık kapanmış olacaktır. 2023 hedeflerinden en önemlisi olan dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olma önündeki en büyük engel giderek büyüme eğiliminde olan cari açık sorunudur.

                     Cari Açık Sorununa ilişkin Genel Bir Değerlendirme ve Çözüm Önerileri
       Türkiye ekonomisi 1946 yılından bu yana cari açık vermektedir. Bu bağlamda dövize talebi yaratan kuru yukarı yöne iten cari açığı aşağı çekmek, mümkünse fazla vermek gerekmektedir. Bu soruna yönelik olarak akla ilk gelen korumacılık politikaları olsa da kısa vadede yarar sağlayacak olmasına rağmen uzun vadede getirisi yarar sağlayacak boyutta değildir . Dolayısıyla Ar-Ge çalışmalarıyla birlikte yüksek teknolojik ürünler üreterek küresel pazarda rekabet gücü arttırılarak ihracat fazlası vermek cari açık sorununu çözmek demektir. Cari açık sorunu çözüldüğünde enflasyon üzerindeki baskı hafifleyip büyüme sorunu da ortadan kalkacaktır.
     Türkiye ekonomisinin istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme performansı sağlayabilmesinin başında dövize talep yaratan ithalata bağımlı üretim yapısının değişmesi gelmektedir. Bu konuya ilişkin yöntem farklılık gösterebilir. Devletin yüksek oranda verdiği kredi desteği, ihracat teşviki, eğitim desteği oldukça önem arz etmektedir. Buna ilişkin olarak devlet desteğinin yanı sıra devletin özel sektörle ortaklık içinde belli sektörleri stratejik planlamayla oluşturarak kamunun payını 5-10 yıl içerisinde çıkarmak suretiyle bebek endüstrisi oluşturması gerekir. Bunun 40 veya 50 yıl önceki haliyle olmasının fazla bir önemi yoktur. Bu konuyu çözüme kavuşturmaya yönelik gerek siyasi gerekse iktisadi çevrelerce tartışılmalıdır. Dünyada Güney Kore, İsrail ve ABD bunu farklı tarzlarda yapabilmektedirler. 
        Türkiye’de devlet özel sektörle ortaklık içinde stratejik planlamayla birlikte sanayi planı yaparak 2023 hedeflerine ulaşabilir. (Kendine özgü bir model) Fakat burada akla gelen soru şu ki bu planı kimin yapacağıdır. Söz konusu planın, BDDK, DPT gibi özerk kurumlar gibi bir kurum aracılığıyla ülkenin kaynaklarını etkin kullanacak teknokratlar bir araya getirilerek yapılması ancak mümkün olabilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TCMB'NİN 2025 YILI İLK TOPLANTISI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

TCMB Ocak ayı para politikası toplantısında faiz kararını açıkladı. 250 baz puan faiz indirim ile birlikte politika faizi oranı %45 seviyesine indi. Bir önceki toplantıda ise %50 seviyesinde olan para politikası faizini 250 baz puan indirerek %47.50 seviyesine gerilemişti. Bu ay ki toplantıda Para Politikası metninde dikkat çeken en önemli hususlar şöyleydi. • Aralık ayında enflasyon ana eğilimi gerilerken Ocak ayında beklenen/öngörülenle uyumlu bir artış beklediklerini kaydettiler. • Ocak ayında hizmet enflasyonunda artış beklediklerini ve mal enflasyonunda görece daha düşük bir artış olacağı söylendi. Bu gelişme neticesinde zamana bağlı fiyat belirleme ve geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi yüksek hizmet kalemleri öne çıkmaktadır. • Yılın ilk toplantısında faiz indirim döngüsünde bir değişikliğe gidilmeyeceği ancak Ocak ve Şubat aylarında enflasyon görünümünde yine istenilen gibi ılımlı enflasyon görünürse faiz indirimlerine devam edileceği bildirildi.  Bu da demek oluyor ki ; O...

Rasyonel Politikalara Dönüş ve Fiyat İstikrarı: Beklentiler ve İletişim

     Enflasyonun son 3 yıl içerisinde nasıl bir seyir izlediği hakkında birkaç şey söylenebilir. Türkiye Ekonomisi için enflasyonun yukarı yönlü bir ivmeye girdiği temel faktörlerin başında 2021 yılında uygulanan para politikası yer almaktadır. Politika faizi %19 seviyesinden başlayarak kademeli olarak aşağı çekilmiş olup 2023 Kasım-Aralık döneminde %8.5 düzeyinde son bulmuştur. İlgili dönem arasında uygulanan para politikası sonucu enflasyonu 2023 yılsonu %65 seviyesine çıkmasına sebep olan ana faktörlerden olduğu anlaşılmaktadır.(Grafik 1) Temelde bunlar belirli faktörlere dayalıdır. Grafik 1)    Kaynak:TCMB Birinci Faktör : İlk olarak yukarıda bahsi geçen para politikasının temel enstrumanı olan politika faizidir. Uygulanan para politikasının belirli kanallar üzerinden doğrudan ve dolaylı etkilerinin olduğu görülmektedir İlgili dönem aralığında uygulanan para politikası faizi nedeniyle özellikle tüketim harcamaları maliyetlerinin düşmesi ve talebin art...

TRUMP SONRASI ABD VE KÜRESEL EKONOMİ

  a) Trump ve ABD Ekonomisi ABD’de geçtiğimiz günlerde seçim sonuçları belli oldu ve Trump Amerika Birleşik  Devletleri’nin yeni başkanı olarak seçildi. Bu seçim sonucunun ABD ve küresel ekonomiye etkisi ne  derece olur sorusu tüm dünyada konuşulur hale geldi. Tüm dünyada Trump’ın tıpkı birinci döneminde  olduğu gibi korumacı bir ekonomi politika izleyeceği beklentisi hakim oldu. Aslında sinyallerde böyle  gerçekleşti. Trump’un uygulayacağı beklenen politikalara karşılık ilk açıklama FED tarafından geldi.  Çünkü piyasalarda geçtiğimiz haftada FED Başkanı Jerome Powell ABD ekonomisinin son dönem  performansının “son derece iyi” olduğunu belirterek bu durumun Fed’e temkinli bir hızda faiz indirme  imkanı verdiğini belirtti. Powell para politikasının nötr seviyeye doğru zamanla ilerleyeceğini ve  politikanın önceden belirlenmediğini dile getirdi. Enflasyon inişli çıkışlı bir yol izlese de yüzde 2  seviyesine doğru ilerlediğini ve Fed’in enf...